ÇEVİRİ: DON McCULLIN BİR SAVAŞ FOTOĞRAFÇISI... LÜTFEN ONA SADECE 'SANATÇI' DİYE HİTAP ETMEYİN.



Fotoğraf makinesi Kuzey İrlanda'dan Vietnam'a kadar birçok çatışmayı kayda geçirdi. Londra'daki Tate Britain'daki bir sergi, en iyi çalışmalarından bazılarını gösteriyor.

LONDRA - Fotoğrafçı Don McCullin geçenlerde ısrarla “Ben bir sanatçı değilim,” dedi. Bay McCullin, Londra'daki Tate Britain galerisinde, Salı günü başlayan ve 6 Mayıs'a kadar sergilenecek çalışmalarından oluşan büyük bir retrospektifinin ortasında durduğu için bu biraz tuhaf bir açıklamaydı.

83 yaşındaki McCullin, “Hayatım boyunca bu sıfata karşı mücadele ettim,” dedi. “Amerikalı fotoğrafçıların hepsi sanatçı olarak adlandırılmak istiyor. Ben bir fotoğrafçıyım ve söylediğimin arkasında duruyorum.”

McCullin, fotoğraf çekmeye 1950'lerde Kuzey Londra'nın işçi sınıfı bölgesinde başladı. İlk olarak, kötü şöhretleri McCullin’in fotoğraflarının The Observer gazetesinde yayımlanmasını sağlayan ve yerel bir çete olan Guvnors’un üyesi olan arkadaşlarını çekti. On yıl içinde, Kıbrıs'taki şiddetli çatışmayı ele almaya gönderildi ve o zamandan beri büyük ölçüde savaş alanlarından uzak kalamadı. 2017 yılında, İslam Devleti tarafından zarar gören antik tapınakları fotoğraflamak için Suriye'ye gitti.

McCullin, savaşı göz alıcı bir hale getirme arzusu olmadığını, gördüğü şeyden kaçamayacağını söyledi. “Fotoğraflarımın hiçbir şeyi değiştirememiş olmasından dolayı da üzülüyorum,” diye de ekledi. “Bir savaş biter bitmez, bir diğeri patlak verdi.”

Harika sanatçılarla ortak bir şeyinin olduğunu kabul etti: Duygu... “Bu fotoğrafları o olmadan çekemezsiniz.” dedi. Sergiyi gezerek kendisi için en önemli ve duygusal olan fotoğrafları gösterdi. İşte fotoğraflarla ilgili açıklamalarından düzenlenmiş bazı alıntılar.

“Pazar Takımlarını kuşanmış Hükümdarlar, Finsbury Park, Londra,” 1958

Fotoğrafçılığa giden yolumu el yordamıyla aradığım zamanlardı. Bu (yukarıdaki) benim yayımlanan ilk fotoğrafım.

O an bu fotoğrafı çekerken hiçbir şey düşünmedim. “Bana kameranı al ve fotoğraf çek,” dediler. Fakat beni fotoğrafçılığa yönelten bu fotoğraftı. Tanrıya şükür, yoksa hala onlarla takılıyor olurdum.

Zorlu bir geçmişe sahip olmak bana bir tür empati yeteneği kazandırdı. Benim şiddet, yoksulluk ve bağnazlığın ne olduğunu bilmemi sağladı. Aslında bu zorlu yaşam adeta benim üniversitemdi.

“Batı Berlin’e Bakan Doğu Almanlar” 1961

Paris’te eşimle birlikteydim ve bir adamın omzunun üzerinden okuduğu gazeteye bakıyordum. Kafasında kaskı ve elinde Kalaşnikofuyla Batı Berlin’e atlayan bir Doğu Alman askerinin fotoğrafını gördüm. Ve karıma, “Berlin’e gitmem sorun olur mu?” diye sordum.

Doğu Berlin’e gittim ve anında geri topukladım. Sadece dört fotoğraf – Tamamı bu kadardı.

Bu fotoğraf yer alan insanlar akrabaları için Batı tarafına bakan Doğu Almanlardır. Yüzlerine bak: Kadınlardan biri neredeyse gülüyordu. Neler olup bittiğini anladılar - Benden daha çok şey bildikleri kesin – Bunun dışında sıradan bir Pazar öğleden sonrası...


“Kıbrıs İç Savaşı, Limasol, Kıbrıs” 1964

Bir gün The Observer'a gittim ve “Kıbrıs'taki savaşı çekmeyi düşünür müsün?” diyerek sordular.

Benimde bana sorulmasını beklediğim sual zaten buydu. Bunun benim için büyük bir fırsat olduğunu biliyordum. Bir ödül savaşçısı olmak gibiydi, bana dünya çapındaki ünümü sundu.

Bu fotoğraf hala bir Hollywood filmi karesine benziyor, bir mafya filmi. Bu adam bir çatışma için fazlasıyla şık giyimliydi. Aslında bir kravat takmıştı. Sinemadan dışarıya çıkıverdi ve bende deklanşöre bastım. 

Gerçek dışıydı. Havada uçuşan binlerce mermi vardı. O adam gibi bende oradan oraya koşuyordum. Ateş altında kalmak beni çok heyecanlandırmıştı.

“24 Yaşındaki Açlık Çeken Anne ve Çocuğu, Biafra,” 1968

Biafra benim fotoğrafa bakış açımı değiştirdi. Artık aceleciliğim sona ermişti; bunun nedeni de çocuklardı.

Oradaki çileyi asla es geçemezsiniz... kaçıramazsın. Oraya gözlerim kapalı gidip, tüm bu fotoğrafları çekebilirdim. Çünkü dört bir yanım bu çileyle kuşatılmıştı. 

Bu kadın, 24 yaşında ve ölüme yakın. Neredeyse absürt anlamda bir Meryem ve çocuk resmi.

"Birleşik Devletler Denizcileri, Kale, Hue, ”1968

Bu fotoğrafı günümüzde çekemezsin. Bu insanlara iliştiriliyorsunuz ve mevzu bitiyor. İliştirilmişlik, benim açımdan ‘sansür’ demektir. Artık cepheye gitmene ve yaralı askerleri fotoğraflamanıza izin vermiyorlar. 

Bu fotoğrafı çektikten sonra onu bana getirdiler. Bende onu omzumda taşıyarak savaş alanından uzaklaştırdım. Konuyla ilgili annesine bir mektup yazdı. Bana da bir kopyasını gönderdi. Evimde duruyor halen saklıyorum.

“Ölen Kamboçyalı Paraşütçü, McCullin'i Yaralayan Aynı Havan Mermisiyle Vuruldu,” 1970

Phnom Penh yakınlarındaki küçük bir kasabadaydım. Akşam vaktinde bir pusuya düştük. Cipin önüne bir havan mermisi düştü ve alttan gelerek saçılan şaraplenlerden ötürü yaralandım. Bacaklarım ve kasıklarımdan yara aldım. Önümdeki adamı öldürdü. Karnı fena şekilde isabet almıştı. 

Beni hastaneye götürmek için bu kamyona koydular ve “Burada hiçbir şey yapmadan oturmakta neyin nesi? Neden fotoğraf çekmeyeyim? neden aklımdan çıkmıyor?,” diye düşünüyordum. Ben bu fotoğrafı çektikten sonra öldü.

“Ayakta Uyuyan Evsiz Adamlar, Whitechapel, Londra” 1970'ler

Bu ülkedeki evsizleri konu edindiğim ve şimdiye kadar üzerinde çalıştığım en iyi öykü. Yürürken uyuyan bazı adamlar. Beş dakika ayaküstü kestirir, sonra düşmek üzere olduklarını sandıklarında uyanıverirlerdi. Hiçbir insanın böylesi bir duruma mazur kalmaması gerektiğini göstermek istedim. 

Birçok insan bana “Savaş fotoğrafçısı olmak istiyorum,” diye yazıyor ve bu beni bir şekilde bezdiriyor. Cevap verme şansım olursa onlara derim ki “Tamam, savaş fotoğrafçısı olmak istiyorsan bir uçağa binip, başka bir ülkeye gitmek zorunda değilsiniz. Kendi ülkende de fazlasıyla yoksulluk, sefalet ve acı var.”

İngiliz Askerlerinin sıktığı CS Gazından Takım Halinde Kaçan Erkek Çocukları, Londonderry, Kuzey İrlanda, 1971

Bir Pazar öğleden sonraydı ve İngiliz Ordusu bir mahalleye göz yaşartıcı gaz bombası atıyordu, insanları evlerinde gaza boğuyorlardı. Bunu çektiğim gün, önce gaza maruz kaldım, ardından da sırtımdan bir lastik mermiyle vuruldum. 

Bu fotoğrafları çekerken şanslı mıydım? Hem evet... hem hayır... Bayan Şans insana sadece şimdi görünür ve sonra belki bir kere daha... Böylece seni hayatta tutuyor. Ama şanstan daha fazlası da var. Bu fotoğrafların hepsinin saniyenin 50'de veya 100'de birinde çekilmesi gerekiyor.

“Genç Bir Filistinli Kızın Ölümünü Kutlayan Hristiyan Gençler, Beyrut,” 1976

Yağmur altında 16 yaşındaki Filistinli kızın ölümünü kutluyorlar. Bana bu bölgeyi terk etmem söylendi. “Buradan gitmezsen seni öldüreceğiz,” dediler. Giderayak müziği duydum ve çocuklar bana bağırıyordu, “Bayım! Bayım! Bir resmimizi çekin!” Bunun üzerine içimden “Tanrım, çekmeliyim,” diye geçirdim. Poz ölçümü dahi yapmadım. 

Tüm bunlar bana musallat mı oldu? Bu konu hakkında hep düşünüyorum. Bundan ötürü de özgürlüğüm yok.

“Somme Savaşı Cephesi, Fransa,” 2000

1991 yılında manzaralar çekmeye başladım. Tamamen farklı bir şey yapmak istedim. 

Birisi bana “Manzaralarını bile savaş sahnelerine benzetiyorsun,” dedi. Muhtemelen içimde bir yerlerde bir miktar karanlık var. İçimde her zaman bir acı oldu, çünkü 13 yaşındayken babamı kaybettim. Bu beni pekte neşelendirmedi. Ayrıcalık ve paraya dair her zaman içimde biraz öfke olmuştur. Fotoğraf aşkı benim param. Bu benim ödülüm.



(Bu çeviride yer alan tüm fotoğraflar Don McCullin'e aittir.)