RÖPORTAJ: GÖLGE 'DE RÖPORTAJ: CENK MİRAT PEKCANATTI
"Gölge Fanzin'in, "Fotoğrafın 200. Yıldönümü Özel Sayısı"nda, Cenk Mirat Pekcanattı ile fotoğraf eleştirisi ve bu yıl 2.'si organize edilen eleştiri ödülüne dair kısa ama öz bir röportaj gerçekleştirdik.Sorduğumuz soruları net bir dille cevaplarken zaman zaman düşündürdü. Zaman zaman güldürdü. Şunu gördük ki, halihazırda 30 yılı bulan kariyerinin başlangıcından bu yana ne motivasyonunu yitirmiş. Ne de enerjisini... Israrla Türk Fotoğrafına hizmetini sürdürüyor.Teşekkürler Cenk Mirat Pekcanattı! "
Gölge Fanzin: Röportajımıza doğrudan şu soruyu sorarak başlamak istiyorum. Türkiye'de fotoğraf eleştirisi kültürü var mı?
C.M.P.: Türkiye’de bağımsız fotoğraf eleştirisi kültürü hiçbir zaman olmadı. Sadece birbirinden bağımsız tek tük girişimler söz konusu oldu; lakin bunların oturmuş bir kültürü temsil ettiğini söylemek elbette yalan olur.
G.F.: "Tek tük", diye ifade ettiğiniz girişimlere siz de dahil misiniz?
C.M.P.: Çeyrek yüzyıldır, kişisel olarak ya da aynı amacı güden paydaşlarla bu amaç uğruna yaptıklarımızı göz önünde bulundurunca gönül rahatlığıyla dahil olduğumu söyleyebilirim. Malum, “Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz. Şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde...” Kısacası, bunu duygusal olarak değil, rasyonel olarak tereddütsüz söyleyebilirim.
G.F.: Peki, bu yaptıklarınız yeterince görünür düzeyde mi?
C.M.P.: Görünür görünmesine de, Orwellyen bir kesim tarafından sansürlenmeye… karalanmaya ve yok sayılmaya çalışıldığını da inkâr edemem. Çünkü aksini söylemek safdillilik olur.
G.F.: Kim bu Orwell'yenler?
C.M.P.: Bu kitle çeyrek yüzyıldır Türk Fotoğrafı'nın üzerine bir kara bulut gibi çökmüş, hepi topu herhalde 20 kişilik bir kadrodur. İşin en vahim yanı, fotoğraf kariyerleri tartışmaya şüphesiz açık olsa da, bu insanlar yıllar içinde birer başat aktöre dönüşmüşlerdir.
G.F.: Madem fotoğrafik kariyerleri tartışmalı… o zaman başat aktörlere nasıl dönüşebildiler?
C.M.P.: Bu fotoğrafçılık alanına metazorik ve sistematik bir şekilde uygulanan politik angajmanlar sayesinde oldu. Bahsettiğim döneme siz de şahitsiniz… Bu yüzden politik konuların detayına girmeyip, fotoğraf konuşmayı tercih edeceğim. Ne de olsa ben bir fotoğrafçıyım.
Lakin, o dönemde neler olduğu hatırlandıkça, dediklerimin dayandığı referanslar insanların zihninde kolayca canlanabilir diye de belirtmeliyim. Bu biçimde fotoğrafseverlerin şimdi paylaşacaklarımı bir anlam düzleminde değerlendirmeleri daha kolay olur.
G.F.: Peki, bu politik angajmanlardan kastınızı bizimle nasıl paylaşacaksınız? Merakla sizi dinliyorum.
C.M.P.: Yorum yapmadan gözlem ve tespitlerimi paylaşmak sanırım en doğrusu olacak. Özellikle 'belgesel fotoğraf' ve 'fotojurnalizm' ideoloji ve aktivizm odaklı bir çerçeveye sıkıştırıldı. Tamam, bu tadında olsa bu branşların olmazsa olmazları… lakin salt bağnaz gerçeği çarpıtan Goebbelsiyen amaçlarla kullanıldı. Bunu öylesine acımasızca yaptılar ki günümüzde iki branşta anlamını, samimiyetini ve gerçeklik temsili gücünü yitirdi. Hele bir de yapay zekâ destekli görüntü jeneratörleri devreye girdikten sonra, bu branşlar artık huzur içinde yatabilirler. Ruhlarına el-Fatiha...
G.F.: Sanat fotoğrafçılığı bu süreçten nasıl etkilendi?
C.M.P.: Sanat fotoğrafçılığı da ekonomik, kültürel ve en önemlisi cinsel politikalar üzerinden dejenere edildi. İronik ama… bildiğin 'heterofobik' bir ekosistem oluşturuldu. Rövanşist bir refleksin ortaya çıkmasına da vesile olan bu atmosfer, tabii ki ayrımcılığı da peşinden getirdi. Kimse fırsat eşitliği filan istemiyordu. Herkes pozitif kelimesiyle süslü bir tür ayrımcılığın… imtiyazın ve bunun peşi sıra doğacak maddi ve manevi fırsatların peşindeydi.
Geçen yıllar içinde kamuoyu, fotoğrafik yetenek ya da kariyerleri değil de, öncelikle cinsel tercihleri sebebiyle bu sistemin çarklarının başına geçen bazı karakterleri ve onları yönettiği yapıları gözlemledi.
G.F.: Bir ara çok popülerleşen sokak fotoğrafçılığını bu süreçle nasıl ilişkilendiriyorsunuz?
Evet, çok doğru… Mevcut gelişmeler yetmezmiş gibi, bu dönemde bir de yeni keşfedilmiş gibi bir "sokak fotoğrafçılığı" süreci yükselişe geçti. Hani o da 'apolitizm politikası'nın bir ürünüydü; tespitinde bulunsam sanırım ironik… sarkastik olur, ama hiç abartılı olmaz.
Yaşanan süreç tabiri caizse fotoğrafın her branşında kakistokrasiyi körükledi: sevdaları, asli hedefleri ya da takıntıları… her ne derseniz deyin, 'fotoğraf' olmayanlar, fotoğrafçılığın başına üşüştüler. Ondan acımasızca nemalandılar. Artık 'Fotoğrafın Adı Yok'tu. Sanki halen de yok!
G.F.: İzninizle, hızlı bir manevrayla, fotoğraf eleştiri kültürünün var olmamasının… var olamamasının nedenlerine dönelim?
C.M.P.: Ben de hızla cevap vermeye çalışayım. Küçük sanat çevreleri, bu çevreler içinde dönen çıkar ilişkileri, kurum (akademi, müze, vakıf, vb.) bağımlılığı, festival ve jüri ilişkileri üzerinden dönen rant paylaşımı, halkla ilişkiler (PR) dilinin yazın dilindeki hâkimiyeti, eleştiri yerine tanıtım yazılarının enflasyonu, seçkincilik ve eşik bekçiliği ilk akla gelen etkenler olarak sıralanabilir. Bu yüzden Türkiye’de “fotoğraf eleştirmeni”nden çok “fotoğraf yazarım-sızı” ya da bolca “fotoğraf kuramcısım-sızı” vardır. Kısacası fotoğrafın her yanı "sızım… sızım…" sızlıyor.
G.F.: Peki, bu durum nasıl değişecek?
C.M.P.: Kakistokrasinin tam zıttı olan meritokrasi ile... Yani liyakatla değişecek. İşinin ehli insanlar fotoğrafı, her türlü politik angajmanın esaretinden kurtarıp değişimi başlatacak. Bu insanlar akademisyen olabilir… alaylı olabilir… profesyonel ya da fotoğrafa sevdalı amatörler olabilir… röportajımızın başında dediğim üzere, yeter ki şahsın rütbe-i aklı fotoğraf adına ortaya koyduğu eserlerinde görünsün. Eser derken sadece fotoğraftan bahsetmiyorum. Fotoğraf adına her türlü olumlu ve katkı sağlayan faaliyet ve üretimi kastettiğimin altını çizmek isterim.
"fotoğraf eleştirisi" dersi akademide muhakkak zorunlu hale gelmeli. Bakalım hangi üniversite acar ve tez davranıp müfredatına dahil edecek. Çünkü bu noktada tarih yazacaklar.
Nitelikli eleştirmen sayısı elbette zamanla artacak. Arzu ederlerse, gelişmek, etkileşmek ve etkinleşmek adına ama amacın dışına çıkmamak kaydıyla, Siyad (Sinema Yazarları Derneği) gibi, ne bileyim, NSFC (National Society of Film Critics) gibi örgütlenecekler.
G.F.: Şu sizin meşhur başatlara ne olacak?
C.M.P.: Aaa! Evet!, Bir topluluk, hak edenin değil de işini kitabına uyduranın durmaksızın yol aldığını her daim gözleriyle görmüşse, dürüstlüğün hükmünün yitik, sahtekârlık yapmayanın elzem olduğunu kabullenmişse, artık yeni bir çağın başlangıcı gelmiş çatmıştır. Artık söz bitmiş, canavarları etkisiz kılma süreci başlamıştır.
O canavarlar ki kıymeti kendinden menkul, başat aktör görünümlü haşat aktörlerdir ve kımıl gibi… süne zararlısı gibi etkisiz hale getirilmelidir.
Uzun lafın kısası, bildiğin fotoğraf camiasından tasfiye edilmeliler.
Sonuçta 25 yıldır ne yapmışlar ki? Bundan sonra kendilerine güvenip, Türk Fotoğrafı'nın 25 saniyesini dahi emanet etmeyi sürdürelim… Af buyurun ama artık maymun 3D gözlüğünü taktı. Tasfiye edilmeliler.
G.F.: Bu sürecin bir parçası olduğunu düşündüğüm, "Cenk Mirat Pekcanattı Eleştiri Ödülü"nün tam olarak amacı nedir?
C.M.P.: Öncelikle bu ve benzeri organizasyonların sayısının artmasını temenni ettiğimi belirterek sözlerime başlamak istiyorum. Bu sadece bizim organize ettiğimiz tek bir ödülle olmaz.
Ödülün amacı, sanat yazarlığını ama özellikle fotoğraf alanındaki eleştiri yazarlığını teşvik etmeyi ve eleştirel düşünceyi desteklemeyi amaçlıyor. Bu kadar yalın... bu kadar açık...
G.F.: İlgilenenler seçici kurul ve teknik şartlarla ilgili bilgilere erişimi nasıl sağlayabilir?
C.M.P.: Sizinle paylaşacağım bağlantı aracılığıyla erişebilirler.
G.F.: Eklemek istediğiniz herhangi bir konu ya da eksik kalan bir bilgi vs. var mı?
C.M.P.: Seçici kurulda gönüllü olarak yer alan herkese, dahil oldukları, destekledikleri ve eleştiri kültürüne katkıda bulundukları için cânıgönülden tek tek teşekkür ediyorum. Her dilekleri gönüllerince olsun!
Gölge Fanzin, Sayı 26, Yaz '26, 200. Yıldönümü Özel Sayısı



Yorumlar
Yorum Gönder